Karnivor, hayvansal besinle beslenen yani etçil
anlamına gelmektedir. Karnivor terimi genelde hayvanlar için
kullanılmakla beraber, Dünya’da 250 bin kadar olan çiçekli bitkiler
içersinde sadece 600 kadar karnivor bitki türü bulunmaktadır. Karnivor
bitkiler gerçek birer bitki olmasına rağmen, besinlerinin büyük bir
kısmını genelde böcek gibi hayvanları yakalayıp özel yollarla
sindirerek elde ederler. Karnivor bitkilerin çoğu, aşırı suyun
bulunduğu fakat toprağın az olduğu bataklık gibi yerlere, bazıları da
çok kayalık ve kurak yerlere özgüdür. Zaten bu bitkilerin yaşadığı
yerlerde toprak ve birçok hayatsal olaylar için gerekli olan mineraller
az olduğundan, karnivor bitkiler, bu meneralleri özellikle de azotu,
yakaladıkları böceklerden sağlama şeklinde değişime uğramışlardır.
Karnivor bitkiler diğer bitkiler gibi yeşil bitkiler olup çiçek de
açarlar, hatta böcekleri çekmek için çok da güzel renklere sahiptirler.
Bunlar, böceksel besinsiz de yaşayabilirler, fakat besinlerinde
böceklerin olması bu bitkilerin daha sağlıklı şekilde varlığını
sürdürebilmesi için gereklidir. Karnivor bitkilerin renkleri ve
yapraklarının üzerindeki tatlı-kokulu yapışkan salgılar oldukça
çekicidir.
Karnivor bitkileri beş gruba ayırmak mümkündür:
“Sürahi şeklinde
olanlar”: eskiden evlerimizde ya da yerel yerleşim yerlerinde sürahi
veya testi olarak bilinen uzun boyunlu su kabına benzer şekildedirler.
Üst kısımda yapraklar uzun bir şekilde kıvrılarak sürahinin tüpsü
boynunu, alttaki balonsu kısım ise sürahinin su haznesi gibidir. Üst
kısma gelen böcek buraya yapışır ve çırpındıkça daha alta kayar ve
alttaki balonsu kısma düşer. Bu kısımdaki sindirim enzimleriyle böcek
sindirilir. Bazılarında ise enzim yerine bakteriler sindirimde rol
oynar. Bu gruptaki çoğu bitki böcekçildir fakat, oldukça büyük olan
Raja bitkisinin, küçük fare ve bazı kertenkeleleri bile yakaladığı
bilinmektedir.
“Böcek kağıdı bitkileri”: yaprakları böcekleri çeken
parlak ve yapışkan salgılıdır, yaprakların üzerinde böceklere duyarlı
ve salgı yapan tüysü yapılar vardır. Bazı türlerde bu tüysü yapıların
bir dakika içinde 180o dönebilecek şekilde böceğe duyarlı olduğu
bilinmektedir. Bunlar içersinde Avustralya’daki Gökkuşağı bitkisi diğer
karnivor bitkilerden farklı olarak çöllerde bulunur.
“Venüs kapanı
bitkileri”: yaprakları iki tarafı dişli bir menteşe ya da midye kabuğu
gibidir. Böcek orta kısımdaki tüylü yüzeye dokunduğu anda kapanır ve
böcek arada sıkışarak birkaç haftada sindirilir. Eğer böcek yerine
cansız bir madde etkisiyle kapanırsa, yaklaşık yarım saat içinde tekrar
açılır.
“Kese şeklindekiler”: sucul ve karasal türleri içeren bu
gruptaki karnivor bitkilerde, kese şeklinde bir yapı bulunur kesenin
açık uç kısmına bir böcek dokunduğunda kese bir basınç oluşturur ve
böceği içeri doğru emerek yutar.
“Istakoz kavanozu” karnivor bitkiler:
bunlar Y harfi şekilli böcek yakalayıcı bir yapıya sahiptirler. Y’nin
ağız gibi açık üst kısmında duyarlı ve yönleri aşağı bakan tüyler
vardır. Böcek bu tüyler arasına düştüğünde çırpındıkça tüylerin
etkisiyle sürekli aşağı kayar ve Y’nin alt kısmındaki mide
deyebileceğimiz kısımda sindirilir.
Bunlardan başka, ilginç olan
yarı-karnivor diyebileceğimiz bazı bitkiler üzerinde sürekli yaşayan
bir böcek türü, bitkiyle ondan etkilenmeden karşılıklı bir birlik
içersinde yaşar. Yarı-karnivor bitkinin yapışkan yapraklarına yakalanan
diğer bir böcek, bu bitkide yaşayan avcı böcek tarafından yenerek
sindirilir. Yakalanan avı yiyen avcı böceğin dışkıları ve artıkları da
üzerinde yaşadığı bitki tarafından emilerek gübre olarak kullanılır.
Sonuç olarak karnivor bitkilerde bu tip bir besin alma yönteminin
evrimleşmesiyle, bitkiler protein yapımı için gerekli azotu ve hücre
duvarı için gerekli kalsiyumu sağlayabilmektedirler. Aynı zamanda
çekirdek asitlerin yapımı için gerekli fosfatı ve klorofil yapımı için
gerekli demiri de sağlayarak yaşamsal olaylarını gerçekleştirebilmekte,
böylece kendisinin ve gelecek nesillerinin devamını garantiye
almaktadır.